ALEVILIK VE SIA`LIK ÜZERINE

Yazdır
Kategori: makale
Yayınlanma: Cumartesi, 11 Nisan 2015 Super User tarafından yazıldı.

Alevilik Sia-likmidir? Sia-lik nedir? Sia-lik ne zaman hangi kosullarda ortaya cikmistir? Burada hemen belirtmeliyimki, Islamiyette firkalasma-particilik veya Hizipcilik, Osman halifenin hemen sonrasinda aciga cikan kimi eylimlerdir.

Bu eylimler baslangiclarda sinirli, dar ve henüz vücut bulmamistir.

Bu dönemde kullanilan esas kavram Müslümanlik ve Müminliktir.

Dolayisi ile bu dönemde ne sünilik ne Alevicilik ne Sia-cilik nede Islam ici baska bir eylim vardir.

Kimi düsünce ve iddalara göre Alevilik felsefesive Sia-ligin Hz. Ali ile basladigini ileri sürerler.

Burada Islam ici Kavganin özünü ve bu kavganin nedenlerine girmeden önce sunu belirtmeliyim. Ne Alevilik Hz. Ali ile baslayan yada özdeslesen bir sürec, nede Sia-lik. Yine ne Alevilik Sia-liktir nede Sia-lik Aleviliktir. Alevilikle Sia-lik arasinda bir bag yoktur.

Sia-lik Hz. Osman`in ölümünden sonra, Islam ici kavganin, Halifeligin bir sonucudur.

Kelimi anlami ile Sia-lik arapcada yam olmak, taraf olmak, pesinden gitmek ve yandaslik gibi anlamlar tasimaktadir.

Alevilik ise, benzer kavram ile izah edilmesede, Islamiyetten önce cok köklü bir inanc, kültür ve felsefe yapisina sahiptir.

Bu manada Islamlik, Alevilikten cok sonraki bir sürectir. Islamligin, Alevilik ile bulusmasi, Islamiyetin yayilma, isgal, istila, inkar ve asimile süreclerine dayanir. (ms 640)

Sia-lik ise Islam icin, cok yönlü sebep ve nedenleri olan bir kavganin ve ayrismanin sonucudur. Hz. Osmandan sonra gelisen bu sürecin özü, sadece Halifelik kavgasi degildir.

Halifelik, iktidar olma, rant ve daha fazla nüfusa sahip olmanin yaninda cokta öne cikartilmayan derin, sakli etnik catismanin izlerini tasir.

Öyleki bu etnik-kimlik catismalari, cok daha esas olmasina ragmen, Halifelik catsmalarinin gölgesinde sürülmüstür.

Bu esas ve derin kavganin bir tarafi Arap egemenligi iken, diger taraftan köklü ve güclü bir gelenegin temsilcisi olan farslardir.

Islamiyet herseyden önce bir arap ideolojisi ve kültürüdür.

Islamiyetin ortaya cikisi, iktidar ve yayilma süreclerinde, Anadoluya, Mezopotamyaya, Afrikaya vb. Cografyalara yayilirken sadece Islami inanci Kuran-i ve Müslümanligi götürmemistir. Bunun yaninda Arap egemenligini, Arap milliyetciligini ve kültürünü tasimistir. Bunun icin Tarihte bilinen büyük savaslar ve soykirimlar gerceklestirilmistir.

Basta Emevi ve Abbasi imparatorluklari birer Arap egemenligidir.

Farslar (Iranlilar) acisindan Sia-lik, inanc yapisindanda öteye bir kimlik savasimidir. Tabiki Sia-lik yanlizca bu baglamda degerlendirilemez.

Sia-lik en genel anlami ile Islamiyetin farkli bir versyonu-yorumudur. Buda Ali sevgisi ve Ali yandasligina dayanir.

Söz konusu Din ve inanc oldugu zaman konunun hassasiyeti artiyor.

Bu sebeple bilgi ve aydinlanma yerine, Tabu, korku ve günah toplumsal kabul görüyor. Buda bilgiyi, isigi, aydinlanmayi karanliga hapis etmektir. Ziira resmi tarih herzaman bir inkar ve asimilasyona dayanir.

Islam ici ic ayrismanin esas nedenleri nelerdir?

Bir baska ifade ile bu ayrisma, celiski ve catisma kacinilmaz bir sonucmudur?

Eger böyleyse bu kavganin esas sebepleri gelisim ve sonuclari nelerdir?

Islamiyet bir din olarak Mekke ve Medinede dogdu. Islam henüz besiktedir, dar bir cografya ile sinirlidir. Zamanla Islamiyetin gelisim ve yayilma sürecleri ise cok daha genis bir cografyayi icine alir.

Baslangicta Mekkede bir kureys ve Hasimi ogullarinin iktidar ve egemenlik savasi iken, Bedir, Hendek ve Uhud savaclari sonucunda Mekke aristokratlarida Islamiyeti kabullenmesi ile beraber Hz. Muhammedin zaferi ve Peygamberligi ile sonuclanmistir.

Böylece Arabistan cölünün önemli iki Kenti olan Medine ve Mekkede Islam dini egemen durumdadir.

Hz. Muhammedin ölümüne kadar Islamiyet henüz bu Cografya ile sinirlidir.

Mekkede ekonomiye ve toplumsal hayatin bütün alanlarina sahip olan, politik iktidar gücü Kureys kabilesi hasimi ogullarina yenilerek Islamiyeti kabul ederler. Arap cöllerinde bu gelisme sosyal oldugu kadar toplumsal bir devrim özelligi tasimaktadir. Ancak Hz. Muhammed öncülügünde Hasimi ogullari Mekkedeki iktidari bir anlasma yoluyla ele gecirmis olsalarda, Kureys kabilesinin köklü aristokrat yapisi ve onun zengin bir ekonominin yaninda deneyimli olmasi beraberinde sadece Islamiyeti kabullenmekle yetinmemis, zamanla yeniden iktidara nüfus etmenin arayislari icine girmislerdir.

Hz. Muhammedin ölümünden sonra halifelik kimin hakki tartismalari baslamistir. Bu tartisma süreclerinde Halifeligin esasta Alinin hakki olduguna dair Ebu Bekir ve Ömerinde düsünceleri vardir.

Ancak Hz. Alinin halife secilmesi durumunda, basta Kureys kabilesinin aristokrat gücü olmak üzere Mekke ve Medinedeki Kabile yapisinin Dinamikleri dikkate alinmistir.

Hz. Ali basindan beri Hz. Muhammed önderligindeki Islamin dogusu ve gelisim süreclerinin büyük komutanidir. Islami benimseyen basta Hasimi ogullari olmak üzere kimi kabile ve cevreler Hz. Aliye bir sempati ve sevgi ile baksalarda genel anlamda genis bir muhalefet ile karsi karsiyadir. Kabul edilir veya edilmez o günün sartlari budur, farkli kabile dinamikleri söz konusudur. Burada kimin Halife olmasindan cok daha önemli olan Islam egemenligi icin duyulan kaygi ve politik öngörüler temel alinmistir.

Bu gelismeler isiginda, Hz. Ebu Bekir dönemin güncel sartlari icinde daha uygun bulunarak Muhammedden sonra ilk halife secilmistir. Dikkat edilirse bu sürecde kimi tartismalar olsada ne firkacilik-particilik, ne Alicilik nede Sia-lik gibi kavram ve eylimler öne cikmamaktadir.

Islam dinini kabul eden herkez Müslümandir, Mümindir.

Halifeligin Hz. Muhammedin ölümünden sonra Hz. Alinin hakki oldugu yönündeki kimi düsünce ve eylimlere karsi ilk tepkiyi Hz. Alinin kendisi vermistir. "Duydumki bazilari beni Ebu Bekir ve Ömerden üstün tutuyormus..." "Bilinmeliki Ebu Bekir ve Ömeri sevmek ibadettir, onlara düsmanlik etmek günahtir..."

Yine Hz. Ali, Ebu Bekir ve Ömer Halifeliklerine biyat ettigi gibi bu Halifelik dönemlerinde bütün süreclerin canla-basla Ebu Bekir ve Ömerin yanindadir. Danismanlik basta olmak üzere Islamin yayilmasinda zora dayali kilic gücü ve komutanidir.

Hz. Alinin Ebu Bekir ve Ömerin vafatlari üzerine " Sen firtinalarin ve en siddetli kasirgalarin kimildatamadigi bir dag idin. Hic kimsenin, sende degersiz buldugu bir vasif yok. Allah senin sevabindan bizi mahrum etmesin. Bizi senden sonra saptirmasin." Hz. Ali Ebu Bekirin sahsiyetini bu sözlerle ifade ederken samimi ve ictendir.

Hz. Ali benzer sözleri Hz. Ömer icinde dile getirmistir. "Ömerin ölümü Islam icin büyük bir bosluktur. Kiyamete kadar doldurulamaz."

Hic kuskusuz Hz. Muhammed sonrasi kimi düsünce gel gitleri olmustur, ancak Alinin Islami dinin varligi ve egemenligi icin sorumlu ve duyarli davranislar sergilemistir.

Kimi iddalara göre Hz. Ali ve karisi Fatma baslangicta Ebu Bekira biyat etmedikleri söylenir. Hatta ölümüne kadar Fatmanin Ebu Bekire biyat etmedigi söylenir. Mümündür buda olabilir. Böyle olsa bile bu ne Islamin, nede Kuranin farkli bir yorumudur. Yine burada ne Alicilik, ne Alevilik nede Sia-lik kavgasi vardir. Bu ve benzeri bircok idda zorlama yorumlardir, dogru olan Hz. Alinin Ebu Bekir ömer ve Osman halifeliklerine biyat etmesidir. Bu sadece bir biyat etme olayida degildir. Hz Ali Islamin varligi, egemenligi, ve gelecegi konusunda bir durus serhilemistir.

Ebu Bekir dönemi basta olmak üzere, Ömer ve Osman dönemlerinde Hz. Ali 25 yili askin araliksiz bir süre ile danismanlik yapmis, "Harp meclisi ve Fetva makami" üyesi olmustur.

Böylece Hz. Ali bu Halifelik dönemlerinde Islam dininde tek vücut olmanin kacinilmaz birlik ve beraberlik ruhunu ortaya koymus bunun icin büyük fedakarliklarda bulunmustur.

Yine Hz: Alinin ogullari Hasan ve Hüseyin Hz. Ömer zamaninda Mezopotamya, Horosan ve Afrika seferlerine katilmistir.

Burada Islamin birligi herseyin üstünde tutulmustur, bu düsünce ve durus Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Alinin ortak düsüncesi ve yasamidir.

Buradada görülmektedir`ki ne Sia-lik nede Alevilik Hz. Ali ile baslayan bir sürec degildir. Örnegin Sia-lik veya Alicilik Hz. Alinin ölümünden (661) cok sonra, en az 300 yil gibi uzun bir zaman sonra vücut bulmaya baslamistir.

Alevilik ise daha degisik kimlik ve sifatlariyla henüz Islam gelismeden önce Köklü bir inanca ve felsefeye dayanir.

bütün bu tarihsel gelismeler ortada iken Hz. Ali adina yapilan firkacilik-particilik, hizipcilik ve benzeri egilimler ve bu egilimler üzerinde yürütülen büyük mezhep savaslarinin Trihsel arka plani nedir?

Konu esasli ve derin oldugu kadar hassas bir konu. Ancak böylede olsa arastirmaya, incelemeye, tartismaya ve bilginin esas özüne, isigina ulasmaya degerdir. Burada esas amac dogru olan bilgiye ulasmaktir.

Cünkü orta yerde bir yigin kulak dolgusu, zorlama düsünce ve yorumlar söz konusudur. Hal böyle olunca ne bilinen kavramlar (Alicilik, Alevilik Sia-lik) nede tarihsel yasanmisliklar yerli yerine oturmaktadir.

Islam tarihinde esas ic catismalar, Hz. Osmanin 656 yilinda öldürülmesi ile baslamistir. Bu catismalarin kaynaginda Islam dinine dair ne bir farklilik nede tartisma söz konusudur.

Bu kavganin daha genis neden ve sebepleri vardir. Islam öncesi Mekkede Kureys ve Hasimi ogullari arasinda bir iktidar ve egemenlik catismasi oldugu kadar, Islami kabullenen Kureys kabilesi sadece Islami kabullenmekle yetinmemis esasli bir strateji olarak Islami ele gecirmek ve Islam Egemenlegine öz ve bicim kazandirmak istemistir. Yine Islam ici bu catismalarin her ne kadar farkli dinamik ve dengeleri olsada özünde aile ici bir egemenlik savasidir.

Örnegin Islamiyet henüz gelismeden ve bir Din olarak kabul görülmeden önce Mekkede politik güc Kureys kabilesidir. Hasimi kabilesi ise daha cok bu politik merkezin disinda kücük ve orta sinif temsiline dayanmaktadir.

Kureys kabilesinin sinif ve toplumsal lideri Ebu Sufyandir.

Ebu Sufyan oligarsik seckin bir politik güce sahiptir. Temsil ettigi gücün zengin kaynaklari kadar, Devlet ve polirik tecrübeleri öne cikmaktadir. Ne varki bu gücün zenginligi, deneyim ve tecrübeleri ne olursa olsun Islamin yeni öngördügü sosyal, düsünsel, ve kültürel gelismler karsisinda daha fazla politik kanumlarinin zedelenmemesi icin eski inanc , kültür ve egemenliklerine ragmen yeni gelisen Islam ile Kerhende olsa bir barisma ve anlasma yolunu esas almistir.

Bu kavga henüz bitmemistir. Tersine bütün toplumsal boyutlariyla yeniden sekillenecek bu defa Islami cati altinda farkli yol yöntem ve taktiklerle sürdürülecektir. Bu defa bu kavganin öncüsü Ebu Sufyanin oglu Muaviye olacaktir.

Muaviyenin Hz. Muhammed döneminde bas katibi oldugu söylenir.

Konumuza dönersek Hz. Osmanin ölümünden sonra dahaha aciga cikan iktidar olma savaslari, tabiiki sadece Hasimi ogullari ile, Kureys kabilesi ile sinirli degildi. Tam tersine daha genis kita ve cografyaya yayilan Islama ve Arap egemenligine ragmen, etnik kimligini, eski inanc ve kültürünü korumak isteyen bir yigin kabile topluluklari, bunun yaninda yoksul, haksizliga, kiyima, isgal ve istilaya ugramis bir yigin topluluklar söz konusudur. Bütün bu toplumsal eylim ve olgular yeni bir ic savasin taraf ve dinamikleridir.

Islam ici halifelik bir güc ve gücler savasidir. Sorun kimin Ikdidar olacagidir. Bu savasin Islam cografyasinda basta Mekke ve Medine olmak üzere, ic dinamikleri kadar ceveresel ve dissal dinamikleride vardir. Dolayisi ile bu egemenlik savasi Mekke ve Medinenin sinirlarini asmistir. Bu genis alan Anadoluya, Mezopotamyaya, Balkanlara ve Afrika kitasina kadar yayilmis ve taraf bulmustur. Bu nedenle Islam icin Halifelik catismalarini dar bir kapsamda ele almak yetersizdir. "Halifelik Hz. Alinin veya bir baska Halifenin hakki olup olmamasi sorunun, boyutlarini yeterince izzah etmemektedir." Esas realite Islamin dayandigi dinamiklerde saklidir. Hic kuskusuz bu catisma taraflarida bu dinamik dengelere dayanmaktadir.

Islamiyet bu asamada giderek kendi sinif zeminine oturuyor. Dolayisi ile besikteki Islam bu asamada Devletlesme sürecinderdir. Bir an olsa bile bu realite gözden uzak tutulmamalidir.

Bu Devletlesme süreci ile beraber, Islam dininin baslangiclarindaki hosgörü, baris, kardeslik, adalet gibi bircok güzel kavram yerini ezen, ezilen , sömüren, sömürülen iliskilerine birakmistir. Bu celislkiler ne Muhammed Peygamber ne Ebu Bekir nede Hz. Ömer döneminde aciga cikmamistir. Bu celiskilerin giderek Islam dünyasinda aciga cikmasi Hz. Osman ve Hz. Ali sürecine denk düser. Ancak Devletin bicim kazanmasi, yerine oturmasi, muaviye dönemine denk düser.

Islam Dininde "Insanlar bir taragin disleri gibi esittir." Sözü toplumsal hayatta karsiligini bulmamistir. Baslangiclarda esitlikci ve ortakci yasami Mezopotamyadaki Mazdek öncesi, Manilik ve Zerdüslükten etkilenen Islam artik bu geleneyede yabancilasarak, esitlik ve kardeslik kavramlari tarumar oluyordu.

Sonucta Hz. Alide bu toplumsal gelisme sürecinin icindedir. Hz. Osman zamaninda danismanlik görevi yürütmüstür ve bu süreclerde hicbir hizip, firkalasma ve partilesme gibi gelismelere izin vermemistir. Yine bu tür egilimlere karsi asla sessiz tavirsiz kalmamis ve müsahama göstermemistir.

Nitekim Hz. Osmanin ölümünden sonra (656) 4. Halife olarak Hz. Ali secilmistir. Ancak iktidar olamamistir. Hz. Alinin Islamin dogus ve gelisim süreclerinde büyük emekleri oldugu Islam dininin öncülerinden oldugu dogrudur. Islam dininin her asamasinda büyük emekleri vardir. Büyük komutandir. Muhammedin ölümünden sonra, Halifelik kendisi icin bir hak olarak görülsede, Islam iktidarinin dayandigi dinamikler, toplumsal gücler farklidir.

Bu durumu en iyi gösteren, " Cemal" yada "Siffin" savasi ve bu savasin sonuclaridir. Hz. Ali basta Hasimi ogullari olmak üzere cok genis bir muhalefet cephesinide yanina almasina ragmen ve bu savasta zafer kazanmasina ragmen, politik iktidarlarini koruyamamislardir.

Bu iktidar kavgasinin temel olarak 2 temel ayagi vardir. Savas Hz. Ali ve Ebu Sufyanin oglu Muaviye öncülügünde gellisecektir.

Hz. Ali savasci özellikleri üstün olan bir komutandir. Cengaver ruhlu oldugu söylenir. Askeri kisiligi yaninda siyasettede yigitligi, mertligi, kendine güven ve inanmisligi öne cikan özellikleridir.

Islam düsüncesinin dogus ve gelisin süreclerinde, büyük askeri zaferlere imza atsada politik hayatta Muaviyeye yenilmistir.

Pek tabiiki bu yenilginin, o zamanin güncel kosullarinda ekonomik, sosyal, toplumsal ve politik nedenleri vardir.

Herseyden önce Muaviye iyi yetismis tam bir Makyavelisttir. Sam valisidir. Ekonomik olarak Sam ve suriyenin bütün zenginliklerine sahiptir. Bu zenginligin yaninda köklü bir politikaci deneyimi vardir. Bildigi beceri üstünlükleri fazlaca Makyavelist yöntemler icermektedir.

Artik Islamiyet önlenemez bir sinif öncülügünde, Devletlesiyor. Hz. Alinin 661 yilinda vurularak öldürülünce, Islam ordusunun esas amaci babasinin yerine Hasani Halife secmekti. Nitekim öylede oldu. Ancak " Cemal " savasinin politik sonuclari ortada iken, Hasanin Halife olarak iktidarda kalma sansi yoktu. Bütün yollar Islamda Muaviyeye aciliyordu.

Burasi önemli...

Islam öncesi Mekkede holigarsik güc olan Kureys ve Ebu Sufyan takimi Uhud savasindan sonra Kerhende olsa bir anlasma yoluna giderek, Islamiyeti takiyece kabul etmeleriyle beraber, Islamiyeti kabullenmeyle beraber bu defa Islamiyeti icerden ele gecirmek ve kendi sinif cikarlarina uygun sekillendirmek istemislerdir. Halifelik carismalarini birazda bu tarihsel realitede aramak lazim.

Muaviyenin "Cemal savasinda" yenilmis olmasina ragmen, iktidar olmasi önemli bir sonuctur. Bu sonucun tarihsel, toplumsal dayanaklari vardir. Hicbirsey tesadüf degildir.

Nasilki Arabistan cöllerinde cahiliye dönemi olarak bilinen bu sürecte Hz. Muhammed önderligindeki Islam dini yeni bir toplumsal gelismeyi ifade ediyorsa ki bu bir anlamda toplumsal devrimdir. Dolayisi ile bu gelismeler karsisinda eskiyi ve cürümüslügü temsil eden Ebu Sufyan ve Mekkedeki politik güc nasil ertelenemez bir yenilgiyi beraberinde getirmisse, Muaviye dönemide giderek Islamiyetin yayilmasi ve büyük egemenlik savaslariyla beraber ortaya cikan büyük imkan ve rant kavgalari, kacinilmaz bir Devletlesmenin önünü aciyordu. Bu sürecte ertelenemez bir sürectir. Tarih kendi mecrasinda akiyordu. Islamda birgün Devletlesecekti. Kosullar yeterince olgundu sonucta öylede oldu.

Hz. Ali ve Muaviye catismasinda Hz. Ali öncülügünde inanilmaz bir derinlik ve genislikte biri birinden farkli farkli etnik inanc ve kültürel egilimlerde olan, kabile ve klanlarla birlikte yoksul, haksizlik ve hukuksuzluga ugramis en genis yiginlari yanina almisitir.

Ancak bu kadar genis bir cephe ittifakina ragmen, bu gelismeler politik bir dengeye oturmamistir. Özellikle burasi cok önemli, Hz. Ali bu kadar genis bir cephenin önemli bir kismini Islam disi olarak kabul etmis ve bu güclere karsi hep derin bir endise ile bakmistir. Bu genis yiginlar Hz. Aliye büyük inanmak istemislerdir. Bunun icin herseylerini ortaya kaymuslardir. Ancak Hz. Ali bu güclere bu baglamda bakmamistir. Yeri ve zamani geldiginde bu ittifak desteklerina karsi savas acmistir.

Burada esas celiskili olan, Hz. Alinin Islamin temel ilke ve kurallarinda tam bir seriat hukukcusu olmasina ragmen ve bu islam inanci ve hukunda Müminlik ve Müslümanlikta hic ödün vermemis olmasina ragmen, Hz. Ali üzerinden ve Hz. Aliye mal edilen Alevilik ve Sia-lik ayrismalari anlasilmazdir. Bu süreclerde belirttigimiz gibi Islam toplumu bütünlüklüdür. Mümindir ve Müslümandir. Bunun disinda hicbir ayrisma, kimlik, vücut bulmamistir. Bunun cok güclü sosyal ve toplumsal zeminleri olsada esas olan Islam egemenliginin gücüdür. Bu gelismeler Hz. Alinin ölümünden en az 300 yil sonrasi... Islamda, ilk ayrisma Sia-ciliktir. Konunun icinde belirttigimiz gibi Sia-lik ve Alevilik biri birinden cok ayri iki seydir.

Baslangicta Muaviyeye karsi Hz. Ali cephesinde yer alan genis cephe yiginlari, bu kavgada umduklarini bulamamislardir. Bu yiginlar Islam icin bir egemenlik savasindanda cok, bir düzen degisikligi umud etmislerdir. Ancak bu umduklarinida bulamayinca zaman icerisinde Islam ici kimi arayis ve ayrismalar kacinilmaz olmustur. Sia-likta bu gelismelerin bir sonucudur.

 

Hüseyin Yesiltas

Best webhosting site hostgator coupon and online poker on party poker

All rights reserved. Web Mastering & Design By   

Copyright 2011 Isviçre Bern Alevi Kültür ve Dayanışma Derneği - ALEVILIK VE SIA`LIK ÜZERINE.
Joomla Templates by Wordpress themes free